|
Yasal Uyarı: Bu site sağlık profesyonelleri için hazırlanmıştır.
Kaynak gösterilmek ve
yazarın ismi belirtilmek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazıların bilimsel ve
hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
|
|
|
|
|
|
|
|
Yılan Hikayesi
Prof. Dr. İ. Hamit HANCI
Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi Adli
Tıp Anabilim Dalı |
Son
Asur kralı Asurbanipal'in kütübhanesinde bulunan eski bir Sümer metninde,
yılanla kartal arasında geçen şu efsane anlatılır:
Kuş, komşusu yılana, "Gel" dedi, "Barış ve dostluk yemini edelim ve ona
uymayanın üstüne güneş tanrısı Şamaş'ın laneti yağsın."Güneş tanrısının
huzurunda yemin ettiler ve yeminlerini lanetle mühürlediler:
Sonra yavruları oldu. Yılanınki bir karaağaç gölgesinde, kuşunki bir Dağ
doruğunda doğdu. Ve kuş yabani bir boğa veya eşek yakaladığında, yılan
bundan yedi, çekildi ve yavruları yedi. Yılan yabani bir keçi veya antilop
yakaladığında, ulu kartal yedi, çekildi ve yavruları yedi. Ta ki bir gün,
kartalın yavruları tüylenip de kötü düşünceler kuşun aklına gelinceye
kadar.
Ve efsane böylece devam eder.
Yılan, hekimliğin yanı sıra hemşirelik, eczacılık, veteriner ve diş
hekimliğinin mesleki sembolü olan bir yaratıktır. Bunun neden sembol
olarak seçildiği yanıtı ise genellikle birkaç cümleyi geçmemektedir.
Bu çalışmamızda Yılanı tüm yönleriyle derinlemesine ele almak konuyu çok
genişletip Prof.Dr.Fuat Yöndemlinin aktarımı ve Evliya Çelebi'nin
tabiriyle olayı "yılan hikayesi gibi" uzatmak amacımız olacaktır.
Bu nedenle her konuya kıyısından kenarından dokundurma yapılarak bir özet
verilecektir.
Yılan görünüş itibariyle pek sevimli olmayan, hatta "soğuk" olarak
tanımlanan bir canlıdır.
Gerçekte , Yeryüzünde yılanlar kadar kendisine zıt anlamlar yüklenen bir
başka yaratık bulmak mümkün değildir. Bir yanda "tanrı" kabul edilip
kendisine tapınılırken, diğer tarafta "insanoğlunun Cennet'ten
çıkarılmasının baş suçlusu", "şeytan" olarak değerlendirilmektedir.
Yılan kelimesi, etimolojik olarak Çince'deki "lung" kelimesinden Türkçe'ye
geçmiştir.
San'at tarihinde bu yaratığı ifade için ayrıca luu, ejder, ejderha, nek,
mar, soğulcan, evran (evren), dragon, griffon... gibi daha pek çok isim
kullanılmaktadır.
Gerek yılan, gerekse onun dev şekli olan ejder (veya ejderha) sureti antik
çağlara ait mitolojilerde çok yaygın bir semboldür.
Bütün Eski Yakın Doğu'da olduğu gibi Eski Mısır'da da yılan, ilahi bir
varlık sayılmaktadır. Antik Mısır'ın yılan suretindeki ilahesinin adı
Lütufkar Uto veya Wazit dir. Buna mukabil bütün Mısır'da şeytan olarak
tanınan Apophis de yılan suretindedir.
Eski Mısır san'atında görülen bir başka yılanlı tasvir ise, kuyruğunu
ısırarak halka şeklini alan yılan motifidir.
Kuyruğunu ısıran veya yutan yılan yani "uroborus" . Uroborus:Sonum
Başlangıcımdır.
Bu simgeye Roma'dan Hindistan'a, Misir'dan Çin'e kadar genis bir
cografyada rastlanir ve genel olarak ebedi dönüşü, döngüsel zamanı
ve hayatı, bölünmezliği ve sonsuzluğu simgeler. Budhistler onu samsara
döngüsüyle özdeşleştirmişlerdir.
Eski Mısır'da Tıbbın İki Sembolü: Yılan Ve Hekim İmhotep Tir Tıb
kelimesinin orijinini aldığı Teb (Thebai) şehrinin totemi yılandır. Teb
şehri ise Eski Mısır'ın en önemli sağlık merkezidir. Ayrıca Milattan üçbin
yıl evvel Mısır'da yaşamış İm-Hotep in, tarihte bilinen ilk hekim olduğu
iddia edilmektedir. Adı "Sulh ve Sukundan Gelen" anlamında olan bu hekim,
engin tıbbi bilgisinin yanı sıra mimari ve astroloji'de de söz sahibi,
yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir alimdir.
San'at tarihiyle ilgili eserler, yılanın tıp sembolü olarak ilk defa
kullanılmasının Sümer'lerde görüldüğünü belirtmektedir.Sümer tanrılarından
birinin adı "Hayat Ağacının Hakimi" manasına gelen Ningişzida'dır. Bu
tanrının sembolü olan ağaca sarılmış haldeki biri erkek biri dişi iki
yılandır
Sopanın hayat ağacını, yani hayatı; yılanın ise gençliği temsil ettiği bu
motif, binlerce yıl boyunca çeşitli ülkelerde yalnız sopa veya sopa-yılan,
ya da birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir
sembol olarak resimlerde, kabartmalarda kullanılmış ve Asklepios kültünden
bu yana da hekimliğin amblemi olmuştur.
Genelde kabul görmüş olan ilk tıp büyüğü Aesculapius'dur.
Homeros, Asklepios hakkında şu efsaneyi anlatır:Lapitler'in kralının kızı
Koronis, Apollon'dan hamile kalır. Apollon'un kardeşi Artemis,bir ihaneti
yüzünden koronis'i okla vurarak öldürür.Apollon çocuğunu kurtarmak için
kadının karnını yarar. Ölmek üzere olan çocuğu kurtarır ve at-adam kahin
Khiron'a teslim eder. Kahin bu çocuğa Asklepios adını verir. Asklepios,
tükenmez şifa çareleriyle meşhur Khiron'un yanında eğitim görür.
Hocasından sadece cerrahlığı değil, hastalara ilaç yapmayı, şifalı
otlardan dertlere deva bulmayı ve hatta ölüleri diriltmeyi öğrenir.
Ölüleri diriltmesi üzerine Zeusun gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen
Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir.
Tıp amblemlerinde yereden, ve tarihi M.Ö. 3000' lere uzanan yılan figürü
de, Asklepios ve O'nun asası ile bütünleşmiştir.
Ölümünden sonra Asklepios adına ikiyüzden fazla mabed(Asklepion)
kurulur... Asklepion'ların açılışı için izin almaya gelen hey'etlere,
hekimlerle beraber kutu içinde bir yılan gönderme adeti vardır.Asklepion'ların
giriş kapısı üzerinde "Buraya ölümün girmesi yasaktır" ibaresi yazılıdır.
Hekimler imparatoru Galen in, iyileşmeyeceği görüşüyle Asklepion'a kabul
etmediği hasta intihar amacıyla , İki yılanın zehirlerini boşalttığı
tastan içer. Ancak ölmeyip, iyileşmeye başlar. Galen İyileşen hastaya:
"Yılan zehirinin aynı zamanda şifa verici olduğunu düşünüyor, fakat
hastalarda denemeye cesaret edemiyordum. Benim bu düşüncemi haklı
çıkardın. Bundan sonra Asklepion'un sembolü çifte yılan olacaktır" der.
Asklepios'a göre hekim yılan gibi dilsiz olmalı, kimsenin sırrını
başkasına söylememeli, sabır ve sükunet içinde çalışmalıdır. Asa ile
temsil edilmesi, tababet tahsilinin kısa sürede öğrenilmeyip, ihtiyarlayıp
asaya dayanıncaya kadar hekimin öğrenmeye ve tecrübe kazanmaya ihtiyaç
duyduğunu belirtmek içindir. Diğer taraftan asa, iyilik tanrılarının
remzidir. Yılan ise kötülük tanrılarının alametidir. Asaya sarılmış yılan,
iyilik ve kötülük ilahlarının bir araya gelmesi demektir.
Bundan dolayı hayat ağacının bir modifikasyonu olan asa (veya Eskülap'ın
sopası), Batı'da da kendisine sarılmış yılanla beraber sağlık bilimlerini
(hekimlik, dişhekimliği, eczacılık ve veterinerlik) temsil eder.
Türkiye'de bu yılanlı asanın ilk defa resmi olarak kullanılması, 1836
yılına isabet eder. Sultan II. Mahmud, bu tarihte, Mekteb-i Tıbbiye
talebelerinin, ilk defa resmi kıyafet olarak yakalarına yılanlı asa (caduceum)
işlenmiş elbiseler giymesi hakkında ferman çıkarmıştır.
Eski Grekler'de elçilerin kullandığı defne veya zeytin dalından asaya
sarılmış çifte yılan ile kanadlı caduceum ise, onlara emniyet ve masuniyet
sağlayan barış ve ticaret sembolü idi.
Yakın zamanlarda başka bir Yunanlı tanrı Hermes'in (diğer adıyla Merkür)
asası (caduceus) da tıbbın sembolü olarak kullanılmaktadır.
Hermese, abisi Apollon zenginlik ve servetin sihirli asasını verir. Asa,
uyuşmazlık içinde olan herhangi iki şeyi uzlaştırma gücüne de sahiptir.
Hermes yeni asasını denemek için birbirlerine öfkeyle tıslayan iki yılanın
arasına sokar. Yılanlar kavgalarını unutup, asanın etrafına sarılırlar ve
o günden sonra hep asanın üzerinde kalırlar. Ayrıca çift yılanlı Hermes'in
"caduceus"unun üzerinde de bir çift kanat bulunmaktadır
Dünyada adli tıp ve adli bilimlerin de sembolü de yılandır. Burada tıp ve
adalet sembollerinin birleşmesi göze çarpmaktadır.
Eski Türkler arasında da yılan sağlık ve mutluluk sembolü olmuştur. Sağlık
kuruluşlarının kapılarında çifte yılan sembolü vardır. Anadolu'da Selçuklu
Hastaneleri buna örnektir.
Hastalık kötülük ve ceza demektir. Kötülükler yeraltından gelir; yılan da
yeraltında yaşamaktadır. Yılan aynı zamanda gücü, kudreti ve koruyuculuğu
simgelemektedir. Öldürücü olması ona karşı korkuyla karışık bir saygı
duyulmasına neden olmuştur.
Yılanlar ve sürüngenler birçok kültürde rastladığımız ortak sembollerdir.
Kızılderililer'e göre yılan; deri değiştirerek doğum, yaşam ve ölüm
arasındaki metamorfozu simgeler.
Böylece tarih boyunca yılana atfedilen özellikler doğurganlık, ölümsüzlük,
sağlık, hekimlik, sağduyu sahibi olmak, bilgelik, kehanet, iyi talih,
fiziksel güç ve hız, olarak sıralanabilir.
Şifalı bitkilerde açıkça gözlenen tabiatın iyileştirici kudretini en
yakından tanıyan, en iyi bilen canlının da, yeraltında yaşadığı için bu
bitkilerle çok yakın komşuluk halinde bulunan yılan olduğu kabul edilerek,
hekimlik sembolü kendisine yakıştırılmaktadır.
İslam ülkelerindeki Lokman Hekim kıssası, Gılgamış efsanesini hatırlatan
motifler taşır. Yiyenlere ebedi hayat, ölümsüzlük bahşeden otu, Lokman
Hekim, araştırmaları sonunda Çukurova bölgesinde bulur. Keşfinin
heyecanıyle köprüden geçerken düşürdüğü otu Lokman Hekim eline geçiremeden
bir yılan yer. Bundan dolayı yılanın ölümsüzlük, yaşama gücü ve sağlığı
temsil ettiğine inanılır.
Yılan, bilhassa zehirli yılan ölüm sembolüdür. Ancak ölümün zıddı olan
hayatı da hatırlatmaktadır. Dolayısıyle yılan, hayat ve sağlığı aynı anda
remzetmek için kullanılan bir motif hüviyetini kazanmaktadır
Uzak Doğu Yin-yang felsefesi nde çift başlı yılan motifinde bir yılan başı
hayatı, öbür yılan başı ise ölümü temsil etmektedir. Dolayısıyle çift
başlı yılan, zehir ile panzehiri hatırlatan bir örnektir.
Babillilerin ulusal destanında Gılgamış, ölümsüzlüğü elde etmek için
yeraltından ölümsüzlük otunu çıkarır. Ancak bir fırsatını bulan yılan bunu
yer. Yılanın çok yaşayan hayvan olması bundandır.
Aztekler, çıngıraklı yılana özel bir önem verirlerdi. Hatta çıngıraklı
yılan tarafından ısırılan Aztekler, toplumda itibarlı bir mevkie
yükseltilirdi. Yılan tarafından ısırıldığı halde ölmeyen kimseleri,
ilahlarla temasa
Geçmiş seçkin kimseler olarak kabul ederlerdi.
Hem Maya, hem de Aztek kültürünün efsanevi kahramanı olarak kabul edilen
beyaz renkli ve iri burunlu Quetzalcoatl'ın sembolü, tüylü yılandır. Tüylü
Yılan motifi birçok mefhumun yanı sıra bilgi, şiir ve şifanın sembolü
olarak kullanılmıştır.
Grek mitolojisinde Medusa, baktığı insanları taşa çeviren bir kadındır.
Phorkos'un kızları olan üç Gorgon'dan biri olan Medusa'nın başı, saç
yerine yılanlarla kaplıdır! Gorgonlar, saçları yılan olan dişi
canavarlardır. Onları gören erkekler taşa dönüşür .
Orta Asya Türk boyları arasında olumlu vasıflar taşıyan bir yaratık olarak
kabul edilen yılan veya ejderha motifi, daha sonra korkunç ve zararlı, bir
hayvan hüviyetine bürünür. Ejderha, yılanın mübalagalı surette büyütülmüş,
korkunçlaştırılmış ve stilize edilmiş, tamamen hayali ve efsanevi bir
modelidir.
Türk hikayelerinde yılan sıklıkla insanoğluna karşı hürmetkar, sabırlı,
misafirperver, dost, yardımcı, merhametli, affedici ve bilge bir
mahluktur. Gerektiğinde insanoğlu uğruna -Şahmeran efsanesinde olduğu
gibi- kendini feda etmektedir.
Yılanın dili çatallıdır. Çatal dil ise dedikodu ve arabozuculuk
işaretidir. Bundan dolayı dedikodu, arabozuculuk yapan kimselere yılan
dilli denir. Bir yerin ıssız, tenha olmasını ifade için kullanılan deyimin
tamamı, "kuş uçmaz, kervan geçmez, yılan bağırsağını sürümez "
şeklindedir.
İstanbul Boğazı'ndaki Kız Kulesi hakkındaki efsaneye göre bir kahin,
imparator Konstantin'e, kızını bir yılanın sokarak öldüreceği kehanetinde
bulunur. Konstantin, bu kehanetin oluşumuna engel olmak için İstanbul
Boğazı'nda, deniz ortasında yaptırdığı bir kuleye (Kız Kulesi) kızını
saklar. Ancak Kuleye gönderilen bir üzüm sepetine saklanan zehirli bir
yılan, kızı sokarak öldürür!
Aynı efsane, Silifke sahillerinde, kıyıdan birkaç yüz metre uzakta bulunan
Kızkalesi hakkında da anlatılmaktadır. Selçuklu Mimarisinde Darüşşifalarda
yılan motifleri bulunmaktadır.Mar kelimesi farsça "Yılan" manasına
gelmekte olup, Maristan (Yılan Yurdu) kelimesiyle duvarlarında yılan
sureti bulunan bina, yani hastahane kastedilmektedir. Dolayısıyle
yılanlara atfedilen sağlık, şifa ve afiyet manaları da böylece
hatırlatılmakta, tedavi ettirilmektedir.
Darüşşifalara maristan yani yılanlı bina denmesinin bir başka sebebi
ise, yılanların kötülük ve hastalıkları yutarak iyilik ve şifa
dağıttıklarına inanılmasından dolayıdır. Zaten Selçuklular devrinde inşa
edilen hastahanelerin hemen hepsinin kapısında çifte yılan motifi
bulunmaktadır.
Anadolu Selçukluları devrinin en mühim sosyal, kültürel, sınai, iktisadi
ve siyasi teşekkülü olan Ahi Teşkilatı'nın kurucusu Şeyh Nasiruddin
Mahmud'un efsanevi adı "Ahi Evren(Evran)"dır. Evren kelimesi kainat, alem
ve yılan, ejder manalarını taşımaktadır.
Debbağların "Pir"leri olarak kabul ettikleri Ahi Evren, kitapları ve
hakkında anlatılan efsanelerden anlaşıldığına göre yılandan kırbaç ve
panzehir imal eden bir hekimdir.
Yılan zehrinin kendisine zarar vermemesi, bünyesinde onun zehrini tesirsiz
hale getiren panzehirin varlığıyle izah edilmiş ve çok eski zamanlardan
beri yılandan panzehir elde edilmeye çalışılmıştır. Ord. Prof. Dr. A.
Süheyl Ünver, yılanın, bilhassa birbirine sarılmış çifte yılanın Ortaasya
Türkleri arasında saadet, sağlık, uğur ve şifa sembolü telakki edildiğini
belirtir.
Anadolu halkı yılandaki şifa verici gücün Eyyub Peygamberle ilgili
olduğuna inanır. Halk inancına göre Eyyub Peygamber'in yarasına düşen
kurtlar, vücudunu yiyerek delik deşik etmişler. Eyyub Peygamber bu
ızdıraba sabretmiş. Sonunda çilesini tamamlayınca, topuğunu yere vurması
vahyedilmiş. Vurduğu yerden çıkan su ile yıkanmış. Eyyub Peygamber
yıkanırken, vücudunu kemiren kurtlar yere düşerek bir kısmı sülük, bir
kısmı ise yılana dönüşmüş. Anadolu halkı bundan dolayı sülüğün de şifalı
olduğuna inanır.
Onaltıncı asırda bazı Avrupa şehirlerini sık vuku bulan veba
salgınlarından korumak için hususi sikke (madeni para) basıldığı
bilinmektedir. Bu paraların bir yüzünde yılan resmi altında "Yılana bakan
yaşayacaktır" yazılıdır.
Avrupa'da yılanların bir çok hastalığın tedavisinde ilaç anamaddesi
olduğuna inanılmaktaydı. Bu çeşit ilaçların en meşhuru theriacum
(tiryak)tır. Bu ilaç, resmi farmasötik kodekste 1908 yılına kadar yer
almıştır!
Evliya Çelebi Mısır'daki Sa'di dervişlerinin zehirli yılanları nasıl
yakaladıklarını, etinden nasıl tiryak, ilaç yaptıklarını Seyahatname'sinde
anlatır.
Anadolu'da bulunan birçok yılanlı göl, yılanlı çermik gibi isimler taşıyan
yerlerde canlı yılanların şifa bahşedici, tedavi edici özeliğinden
günümüzde hala faydalanılmaktadır.
Yılanlar vasıtasıyle tedavi edilen hastalıklar arasında bulunan "Erizipel"e
halkımızın "Yılancık" demektedir. Anadolu folklorunda , erizipele
tutulanların yaralarına "yılan veya yılancık taşı" denilen bir taş
sürüldüğü takdirde, hastalığın iyileşeğine inanılmaktadır.
Halen dünyada 2500 kadar yılan türü yaşamaktadır. Bunlardan ancak üçte
biri insanlar için az veya çok derecede zehirlidir. Çok tehlikeli olanlar
ise bütün yılan türlerinin % 7'sini geçmez.
Yılanların sokmasının, esas itibariyle, insanları öldürmeye değil, yılanın
beslenmesine matuf olduğunu unutmamak gerekir. Güvenliği tehdit
edilmedikçe, hiç bir zehirli yılan, insana saldırmaz , uzaklaşmayı tercih
eder.
Ölüm olayları yılanı yakalamak, öldürmek veya saklandığı yerde avlamak
gibi faaliyetler sırasında, yılanın kendini savunması sonucunda
oluşmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde akrep sokmasından ölenlerin
sayısı, yılan ısırmasından hayatını kaybedenlerden daha fazladır.
Yılan motifi , tüm medeniyetlerde kendisine büyük önem ve kutsallık
atfedilen esrarengiz bir semboldür. Antik Maya, Aztek, Çin ve Mısır
medeniyeti gibi maddi olduğu kadar Batıni ilimlerde de ileri olan bütün
büyük medeniyetlerde hep bir yılan motifiyle karşılaşmak, son derece
enteresan ve ortak bir vakıadır.
KAYNAKLAR
Hancı İH.Nedir Bu Ölüm Dedikleri. Ölüme Felsefi
Bakışlar.Manisa Barosu Dergisi.
Yöndemli F. Tarih Boyunca Yılan Piramit Yayınları ,
2004.
Yöndemli, Fuat: Yılan Motifi: Hekimliğin Milletlerarası
Sembolü. Türk Kültürü, 26: 299, 177- 179, 1988.
Hançerlioğlu O. Felsefe Sözlüğü Remzi Kitabevi
Hançerlioğlu O .Toplumbilim Sözlüğü Remzi Kitabevi
Gılgamış Destanı. Cumhuriyet Kitapları.Çev. Muzaffer
Ramazanoğlu
Bayat AH.Tıp ve Eczacılık Sembolü Yılan. İzmir Eczacı
Odası Bülteni Mart1983.
Watanabe T. Adli Tıp Atlası.
Coelho P. Simyacı
Molenaar JG : Zehirli Yılanlar: Tehlikeli ve İlginç.
Onganorama, 20, 1, 16- 21.
Tuncel M Beydağları Efsane söyler. 1999
http://www.beyazyildiz.com/astrologum/yilan.htm 27
HaziraN 2003
Arapkirli Z. http://www.ntvmsnbc.com/news/201092.asp
Tatlı dil ve yılan
Coşkun N: Dilde yılan modası Yeni Asır Gazetesi
www.kadinlar.com/moda
www.ondokuz.gen.tr
www.ondokuzbiz.com
www.hermetiks.org
Gökovalı Ş.Tıp Tarihi ve Semboller Konferansı 1997,
İzmir.
Not:Makalemizin hazirlanmasinda önemli ölçüde
yararlandığımız Prof.Dr.Fuat Yöndemli ye teşekkürü özel bir borç bilirim.
Kendisi hem makaleleriyle hemde sohbetleri ve sözel verdiği bilgilerle
makalemize renk katmıştır.
başa dön
|