|
Yasal Uyarı: Bu site sağlık profesyonelleri için hazırlanmıştır.
Kaynak gösterilmek ve
yazarın ismi belirtilmek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazıların bilimsel ve
hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
|
|
|
|
|
|
|
|
Hekim Ne Zaman
Yenilikleri Uygulamakla Yükümlü?
Erkin GÖÇMEN
Tıp Doktoru-Hukukçu |
Tıp
bilimi ve bilgisi hızla değişip gelişiyor. Fleming'in penisilini
keşfederek antibiyotik çağını başlatmasının üzerinden henüz seksen yıl
bile geçmedi. Bu arada yüzlerce yeni antibiyotik keşfedildi ve belki şu an
bir yenisi daha keşfedilmek üzere. Yaklaşık yirmi yıl önce kullanıma
sunulan bilgisayarlı tomografi, nörolojik bilimler alanında bir dönüm
noktası, bir devrim sayılmıştı ki ardından manyetik rezonans görüntüleme
keşfedildi. Eskiden adeta körlemesine yapılan birçok girişim, görüntüleme
olanaklarının gelişmesiyle, artık çok daha kolay ve güvenli bir şekilde
yapılabiliyor.
Tıp böylesine başdöndürücü bir hızla gelişirken hastaların bu olanaklardan
yararlanma arzuları da aynı ölçüde kamçılanıyor. Haklılar elbette. Belki
yılardır kendi fiziksel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumdalar,
belki de henüz hastalıklarının bir çaresi olmadığı için evlerinde ölümü
bekliyorlar. Doğal olarak, yaşamak için, hayat kalitelerini arttırmak için
bu yenilikleri onlar da izliyor ve hekimlerinden yeni tanı ve tedavi
yöntemlerinin kendilerine de uygulanmasını istiyorlar.
Bu noktada karşımıza hekimlerin bu yöntemleri uygulayıp uygulamama
serbestliklerinin olup olmadığı sorunu çıkıyor. Bir dergide veya bilimsel
bir toplantıda öğrendiği yeni yöntemleri hemen uygulama yükümlülüğü
bulunuyor mu hekimin? Hekim, bu tür yöntemleri uygulamadığında veya
öğrenmediğinde herhangi bir hukuksal yaptırıma tutulabilir mi? Sözgelimi
bir kanser hastalığında, daha başarılı olduğu iddia edilen bir tedavi
protokolünün varlığından haberdar olan hekim, sadece bunu uygulamadığı
için hastasını kaybetmişse, neticeden sorumlu tutulabilir mi?
Kuşkusuz hekimin kendisini sürekli yenilemesi, geliştirmesi, çağın sunduğu
olanaklarla donatması, aynı zamanda mesleğine ve hastalarına karşı yerine
getirilmesi gereken bir ahlaki sorumluluktur. Ancak hukuk, hiç kimseyi
sadece ahlaki ödevlere aykırı davrandığı için sorumlu tutmaz, tutamaz.
Modern hukukta, sorumluluğun bulunması için hukuk düzeninin de kişiye
böyle bir ödev yüklemiş olması gerekir. Bu nedenle, yukardaki paragrafta
sorduğumuz soruların cevabı, hukukun hekime bir tıbbi yeniliği uygulama
sorumluluğunu yüklemiş olup olmadığıyla yakından ilgilidir.
TIBBİ MALPRAKTİS
Hekimlik uygulamasında bilgisizlik ve deneyimsizlik nedeniyle hastanın
zarar görmesi tıbbi malpraktis olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir
durumda, her birey, gördüğü zararın giderilmesi için hukuk düzeninin
kendisine sağladığı olanakları kullanmak hakkına sahiptir. Nitekim, gerek
Kıta Avrupası gerekse de Anglo-Amerikan hukukunda tıbbi malpraktis
davalarına sıkça rastlanmaktadır. Ülkemizde de son yıllarda tıbbi
malpraktis iddiasıyla açılan dava sayısında gözle görülür bir artış
bulunmaktadır.
Hukuksal sorumluluk nedeniyle açılan tıbbi malpraktis davaları, genellikle
bir "haksız fiil" iddiasına dayanmaktadır. Bir hukuksal kavram olarak
"haksız fiil", hukuka aykırı ya da genel davranış kurallarına aykırı
davranış anlamına gelmektedir.
Özel hukukumuzda haksız fiilin varlığından söz edebilmek için bazı
koşulların bulunması gerekmektedir. Bu koşullar; davranış, zarar, uygun
illiyet bağı ve kusurdur. Bir başka anlatımla haksız fiil iddiasına
dayanan bir tıbbi malpraktis davasında; hekimin etken veya edilgen bir
davranışı, bu davranıştan doğan bir zarar, zararla hekimin davranışı
arasında sebep sonuç ilşkisi ve zararın hekimin kusurlu davranışıyla
meydana gelmiş olması gerekir.
Bununla birlikte, esas olarak, malpraktis davalarının sonuçlandırılması
hekimin davranışının kusurlu olup olmadığı sorunuyla yakından ilgilidir.
Yukarda saydığımız bütün koşullar gerçekleşmiş olsa bile hekim, yaptığı
davranışta kusurlu değilse, yani herhangi bir kastı veya ihmali yoksa,
sonuçtan sorumlu tutulamaz.
Hekim, kural olarak, mesleğini uygularken vicdani ve mesleki kanaatine
göre davranır ve uygulayacağı tanı ve tedavi yöntemini özgürce belirler.
Ancak bu özgürlüğün de bir sınırı bulunmaktadır. Hekim, bilimsellliği
kanıtlanmamış veya yararlı olmadığı belirlenmiş tanı veya tedavi
yöntemlerini uygulayamaz, uyguladığı takdirde sorumluluk hukukunun genel
ilkeleri gereği sonuçtan sorumlu tutulur.
STANDART TANI VE TEDAVİ PROTOKOLLERİ
Standart tanı ve tedavi protokolleri tam da bu noktada önem kazanmaktadır.
Standart tanı ve tedavi protokolü kavramı esasen hekime ait bir yetkiden
ziyade, hastanın sahip olduğu bir haktır. Hasta, olağan koşullarda
bilimselliği sınanmış yöntemlerle tedavi olmak ister. Şayet bu yöntemlerin
başarısız olması kuvvetle muhtemelse ancak o zaman diğer yöntemler
uygulanır. Standart tanı ve tedavi protokolleri bilimsel çevrelerde kabul
görmüş, belli bir süre uygulanagelmiş, üzerinde bilimsel bir mutabakat
bulunan yöntemlerdir. Bu yöntemler çoğunlukla bilim dernekleri veya sağlık
otoriteleri tarafından belirlenmekte ve kullanıcıların yararlanımına
sunulmaktadır. Ülkemizde de Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığına
bağlı Hıfzıssıhha Okulu tarafından birinci basamak için tanı ve tedavi
protokolleri hazırlanmıştır.
Geçtiğimiz yıl TBMM tarafından onaylanarak yürülüğe giren ve bir iç hukuk
normu niteliği kazanan, Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan
Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesinde de sağlık alanında
yapılacak herhangi bir müdahelenin, ilgili mesleki standartlara uygun
olarak yapılması gerektiği öngörülmüştür. Bu kural hekimler için
bağlayıcıdır.
Hekimin uyguladığı bir tanı veya tedavi yönteminden doğan zarardan, diğer
bir anlatımla malpraktisten sorumlu tutulabilmesi için kusurlu davranmış
olması gerektiğini söylemiştik. İşte kusurlu davranışın bulunup
bulunmadığının ölçüsü bu standart protokollerdir. Hekim standartların
dışına çıkmışsa, örneğin artık demode olmuş ve etkisiz ya da yan etkisi
yüksek bir yöntemi uygulamış ya da tam tersine, henüz yeterince standart
hale gelmemiş bir yeni yöntemi uygulamışsa doğacak zararlardan da sorumlu
tutulacaktır.
Yeni bir tanı ve tedavi yönteminin standart uygulama haline gelmesi için
yararlılığının ve bilimselliğinin kanıtlanmış, üzerinde bir mutabakatın
bulunması ve belli bir süre uygulanagelmiş olması gerekir. Yeni
yöntemlerin ne kadar sürede standart hale geleceği somut koşullara göre
belirlenir. Sözgelimi AIDS tedavisinde etkili yeni bir ilacın uygulanmaya
başlanmasında bu süre kısa, halihazırda tedavisi mümkün olan bir
bakteriyel infeksiyonun yeni bir antibiyotikle tedavi edilmesinde ise bu
süre daha uzun olacaktır.
Ayrıca yeni yöntemlerin standartlaşması, yöntemin uygulandığı yerle de
yakından ilgilidir. Yeterli personel desteğine ve donanıma sahip bir
hastanede olası komplikasyonların önüne geçilebilmesi açısından yeni
yöntemlerin uygulanması hukuk düzenince daha kabul edilebilir bir
durumdur. Buna karşılık olanakların kısıtlı olduğu bir yerde hekimin daha
dikkatli ve seçeceği yöntemlerde daha tutucu davranması gerekecektir.
SONUÇ
Sonuç olarak yeni tanı ve tedavi yöntemlerini, henüz standart bir uygulama
haline gelmeden uygulamayan hekimin herhangi bir hukuksal sorumluluğu
bulunmaz. Diğer yandan böyle bir yöntemi uyguladığı halde hastada bir
zarar meydan gelmemişse hekim yine sorumlu tutulamaz. Çünkü sorumluluğun
bulunması için ortada zarar olarak değerlendirilecek bir durumun varlığı
zorunludur.
Buna karşılık yeni yöntem, bir süre sonra standart uygulama halini almış
olmasına rağmen, hekim hala demode ve daha az etkili yöntemleri
uyguluyorsa ortada bir sorun var demektir. Çünkü standart uygulama, aynı
zamanda bilimsel olarak daha fazla kabul görmüş uygulamadır. Standart
yöntem yerine daha az etkili, daha riskli ya da daha fazla yan etkisi
bulunan yöntemlerin uygulanmasından doğacak zararlardan hekimin sorumlu
olması gerekir.
başa dön
|