|
Yasal Uyarı: Bu site sağlık profesyonelleri için hazırlanmıştır.
Kaynak gösterilmek ve
yazarın ismi belirtilmek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazıların bilimsel ve
hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
|
|
|
|
|
|
|
|
Hekimin "İhbar"
Yükümlülüğü ve Yeni Ceza Kanunu
Yrd. Doç. Dr. Yahya DERYAL
KTÜ-İİBF Ticaret Hukuku Öğretim
Üyesi ve Hasta Hakları Platformu Üyesi |
OLGU (Örnek
Olay) I:
Şizofreni tanısı ile tedavi görmekte olan bir hastanın bir başkasının
öldürmesi nedeniyle; Valilik Makamı, Sağlık İl Müdürlüğü'ne yazdığı bir
yazı ile il sınırları içindeki sağlık kurumlarında şizofreni tanısı ile
tedavi görmekte olan tüm hastaların kimlik ve iletişim bilgilerinin
iletilmesini talep eder. Valiliğin bu genelge ile amacı, şizofreni
hastalarının güvenlik gözetimi altında bulundurularak benzer durumlarda
kendilerine ve çevrelerine zarar vermelerini önceden önleyebilmektir.
Sorular:
1. Hekimin
hastasına ait öğrendiği her türlü bilgiyi "sır" olarak saklama yükümlülüğü
var mıdır ve bu yükümlülük hastaya ait her türlü bilginin mutlak anlamda
(her zaman ve herkesten) saklanmasını mı gerektirir?
2. Sağlık hizmeti
sunan kurumlar ve sağlık çalışanları, hastaları ile her türlü bilgiyi kamu
makamlarına iletmek (ihbar) ile yükümlü müdür? Hangi hastalıkları, halk
sağlığı gerekçesiyle yetkili kamu makamlarına bildirmek zorunludur?
OLGU (Örnek
Olay) II:
Mahkeme kararı ile
boşanmış bir ailede çocuğun velayeti kadına verilir. Fakat boşanmış koca
çocuğu eşinden alarak kaçırır ve geri vermez. Kadın çocuğuna kavuşabilmek
için mahkemeye başvurur. Mahkeme savcılık kanalıyla valilik makamına
gönderdiği bir yazı ile, çocuğunu kaçıran adamın veya çocuğunun herhangi
bir sağlık kurumuna başvurması halinde yakalanmak üzere adliyeye
bildirilmesi talep edilir.
Sorular:
1. Yargı
mercilerinin sağlık kurumlarından bilgi alma ve isteme hakkının kapsamı ve
sınırları nelerdir?
2. Suç zanlılarının
yakalanmasında sağlık kurumlarından yararlanılması, sanık hastaların
tedavi olma hakkını ortadan kaldırmaz mı? İhbar edilme endişesi, hastanın
hekime gitmesini ve tedavisi için gerekli bilgileri aktarmasını engellemez
mi?
TCK m.530 uyarınca
"Hekim, cerrah, ebe yahut sair sıhhiye memurları şahıslar aleyhinde
işlenmiş bir cürüm asarını gösteren ahvalde sanatlarının icap ettiği
yardımı ifa ettikten sonra keyfiyeti adliyeye veya zabıtaya bildirmezler
yahut ihbar hususunda teehhür gösterirlerse bu ihbar kendisine yardım
ettikleri kimseyi takibata maruz kılacak ahval müstesna olmak üzere otuz
liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olurlar".
Yeni Ceza Kanunu
m.280'in kenar başlığı "sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi"
olarak belirlenmiş olup 1. fıkrada "Görevini yaptığı sırada bir suçun
işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili
makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği
mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü
getirilmektedir.
Bu iki düzenleme
arasında üç önemli fark bulunmaktadır: Birincisi, mevcut ceza kanunu
sadece "adam öldürme" ve "yaralama" türünden "şahıslar aleyhine işlenmiş"
suçların bildirilmesi yükümlülüğünü öngörürken, yeni düzenlemede herhangi
"bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşan" sağlık çalışanı
bunu bildirmekle yükümlü tutulmuştur. İkincisi, mevcut kanunda hafif para
cezası öngörülmüşken, yeni düzenleme bir yıla kadar hapis cezası
öngörmektedir. Üçüncüsü, mevcut kanunda hastanın kendisi hakkında
kovuşturma gerektirecek bir suçun bildirilmesi kabul edilmemişken, yeni
düzenleme bu çok haklı istisnaya yer vermemiştir.
Böylece yeni ceza
kanunu, hekim ve diğer sağlık çalışanlarının görevleri sırasında
öğrendikleri suçları bildirme yükümlülüğünün hem kapsamını genişletmiş hem
de cezasını artırmış durumdadır. Şimdi artık, hasta hakkında kovuşturma
gerektirecek bir suçun da bildirilmesi söz konusu olduğundan; hastalar
tedavi olmak amacıyla sağlık kurumlarına başvurmaktan kaçınabileceklerdir.
Örnek olarak,
ölümlü bir kavgada yaralanmış bir hastanın ihbar edileceği korkusuyla
tedaviden uzak durması ya da ehliyetsiz kişilere başvurması mümkündür. Bir
başka açıdan, pişmanlık duyan suçlunun mağduru hekime götürebilmesi için
ihbar edilme korkusu taşımaması gerekir.
Hasta Hakları
Yönetmeliği (1998) ile evrensel ölçekte hasta haklarının tanındığı bir
hukuk sisteminde, modern eğilimleri yansıtma iddiası taşıyan yeni ceza
kanunu ile daha da geriye gidilmiş olması anlaşılabilir ve kabul
edilebilir değildir.
TCK m.530'da yer
alan bu özel hükümden başka, TCK m.235'de memurlar için ve TCK m.296'da
bütün vatandaşlar için suçları ve suçluları ihbar yükümlülüğü kabul
edilmektedir. Yeni Ceza Kanunu m.279 ve 283/I'de bu suçlar ve cezaları
aşağı yukarı aynı şekilde korunmaktadır.
TCK m.235, görev
yaptıkları sırada kamu adına kovuşturmayı gerektiren bir suç işlendiğini
öğrendiği halde yetkili mercilere bildirmede ihmal ve gecikme gösteren
memurlar için 4 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörmektedir. TCK
m.296'da ise, suçun işlenmesinden sonra faile yardım eden ve
yakalama/tutuklama müzekkeresi çıkarılmış kimseleri yetkili mercilere
derhal ihbar etmeyen vatandaşlar için ağır cezalar öngörmektedir. TCK
m.530 ise, vatandaşlar ve memurlar için genel olarak öngörülen ihbar
yükümlülüğünü sağlık çalışanları bakımından özel olarak düzenlemektedir.
Yataklı Tedavi
Kurumları İşletme Yönetmeliği, kamu hastaneleri bakımından adli vakaların
savcılığa bildirilmesi zorunluluğunu düzenlemektedir: "Yataklı tedavi
kurumlarında muayene ve tedavi edilen vak'aların Türk Ceza Kanununun (530)ncu
maddesinin müstesna kıldığı haller dışında gecikmeksizin Cumhuriyet
Savcılığına haber verilmesi zorunludur. Ayrıca yaralı ve cesetten
çıkarılan delil niteliğini haiz eşyanın adli makamlara aynen ve
gecikmeksizin teslimi gerekir" (m.86).
Hekimin hasta ile
kurduğu ilişkide öğrendiği veya tedavi amacıyla kendisine verilen hastaya
ait bilgileri (sırları) saklama yükümlülüğü ile öğrendiği suçları ve kamu
sağlığını ilgilendiren bilgileri ihbar (bildirme) yükümlülüğü arasında bir
çelişki varmış gibi gözükmektedir. Aslında yapılması gereken, her iki
yükümlülüğün kapsamı ve sınırlarını açık bir şekilde belirlemek olmalıdır.
Doğrusu, sağlık
çalışanlarının tedavi ettiği hastaları ve tedavi sırasında karşılaştığı
suçları adli mercilere bildirme borcu yükleyen TCK m.530 hükmünün kabulü
tartışmalı olmuştur. Hem bizde hem kaynak ülke İtalya'da bir kısım ceza
hukuku teorisyenleri ve uygulamacılar, böyle bir ceza normunun bir çeşit
"casusluk sistemi" öngördüğü ve hekimi "muhbir" haline getireceği
biçiminde ağır eleştirilerde bulunmuşlardır.
Özellikle Türk
hukukunda, hekimin "meslek sırrı" kabul edilmiş ve bu sırrın açıklanması
cezaya bağlanmış ve diğer yandan hekime "tanıklıktan çekilme" imkanı da
tanınmış iken, böyle bir sistem içinde ihbar zorunluluğu getirilmiş olması
açıklanamaz bir çelişki olarak görülmüştür.
Fakat yine de TCK
m.530 düzenlemesinde, hastaları tedavi olmaktan kaçırmamak amacıyla hasta
için kovuşturmaya neden olacak suçların bildirilmesi kabul edilmemiştir.
Ayrıca her suç için değil, sadece şahıslara yönelik işlenmiş suçların
bildirilmesi zorunlu görülmüştür. Bir başka şart da, ancak bir hastanın
tedavisinde doğrudan ve fiilen katkı sağlayan hekim veya sağlık
çalışanının ihbar ile yükümlü olmasıdır. TCK m.530'da ihbarın "adliyeye
veya zabıtaya" yapılması belirtilmekte iken; CMUK'ta "savcılığa, zabıtaya,
sulh hakimlerine, vali, kaymakam ve nahiye müdürlerine" de
yöneltilebileceği kabul edilmektedir (m.151).
TCK m.530'a göre
suçların ve suçluların bildirilmesi gibi, toplum sağlığını korumak
amacıyla bulaşıcı ve salgın hastalıkların tedbir almakla yetkili mercilere
haber verilmesi de hekimin ihbar yükümlülüğü kapsamındadır. Bildirilmesi
zorunlu hastalıkların neler olduğu Umumi Hıfzısıhha Kanunu (Genel Sağlığı
Koruma Kanunu) içinde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır:
Kolera, veba (bübon
veya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayi tifoidi) daimi
surette basil çıkaran mikrop taşıyıcıları, paratifoit humması veya her
nevi gıda zehirlenmeleri, çiçek, difteri (kuş-palazı), sari beyin humması,
uyku hastalığı (iltihabı dimağii sari), dizanteri (basilli ve amipli),
lohusa humması (hummai nifası) ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (iltihabı
nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (miskin), hummai
racia ve malta humması, kudurmuş hayvan ısırmaları, kuduza bağlı ölümler,
sıtma, trahom, frengi, bel soğukluğu ve yumuşak şankre türünden zührevi
hastalıklar, bu hastalıklar arasında sayılmıştır (UHK m.57, 97, 99, 103,
107, 114).
Bu hastalıklarından
biri zuhur eder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu
hastalıklardan ölüm vuku bulur veya ölümün bu hastalıklardan biri
sebebiyle meydana geldiğinden şüphe duyulursa ihbar yükümlülüğü doğmuş
demektir (UHK m.57).
Bu tür bir vaka ile
karşılaşan hekimler, 24 saat süre içinde sağlık müdürlüğüne, hükümet veya
belediye tabipliğine, bunlar yoksa polis veya jandarma karakoluna sözlü
veya yazılı şekilde başvurarak, hastanın isim ve adresini bildirmek
zorundadırlar. Polis ve jandarma da, öğrendikleri bu vakaları hiç vakit
kaybetmeksizin ilgili mercilere iletmekle yükümlüdür (UHK m.58).
Ayrıca yukarıda
ismen sayılan hastalıklar dışında kalan bazı hastalıkların da salgın
hastalık düzeyinde yaygınlaşma eğilimi göstermesi halinde, Sağlık
Bakanlığı bu hastalıkları da bildirilmesi zorunlu hastalıklar arasına
sokmakta yetkilidir (UHK m.64).
Hekimin bildirim
yükümlülüğünün gerekçesi, suçların takibi, suçluların yakalanması ve halk
sağlığını ilgilendiren konularda tedbir alınması ihtiyacıdır. Bu temel
gerekçe "kamu yararı" ile ilgili iken, temel hasta haklarını göz ardı
edecek biçimde uygulanmamalıdır. Toplum güvenliğini sağlamaya veya halk
sağlığını korumaya çalışırken, temel hasta haklarına da uygun davranmak
mümkün ve gereklidir.
başa dön
|