|
Yasal Uyarı: Bu site sağlık profesyonelleri için hazırlanmıştır.
Kaynak gösterilmek ve
yazarın ismi belirtilmek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazıların bilimsel ve
hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
|
|
|
|
|
|
|
|
Donör Yumurtası
ile IVF nasıl yapılır ve neden
Türkiye’de yasal
olmalı?
Kutluk OKTAY, MD, FACOG
Associate Professor of Reproductive
Medicine and Obstetrics & Gynecology
President, Fertility Preservation Special Interest Group
American Society for Reproductive Medicine |
Çocuk sahibi olmak,
kişilerin en güçlü güdüleri arasında. Bazen çocuksuzluk acısı hastalık ve
ölümden bile güçlü olabiliyor. İşte bu yüzdendir ki dünyanın dört bir
yanında yüz binlerce çift, diğer kısırlık tedavileri arasında tüp bebek (IVF)
tedavisine başvuruyor. IVF tüp tıkanıklığı yada sperm sayısı azlığı gibi
birçok nedenle daha önce çocuk sahibi olamaz denen çiftlere çocuk sahibi
olma şansını tanıyor.
Ne yazık ki bazı
çiftler daha da şanssız. Kadınların %5'i 40 yaşından önce menopoza giriyor
ve kendi yumurtaları ile çocuk sahibi olma şansını kaybediyor. Yirmi yılı
aşkın bir zamandır, bu durum için de bir çözüm var: donör yumurtası
kullanarak IVF yapmak, yani donör-IVF.
Bu yöntemle ya
kadının kardeş, kuzen vb gibi genç bir yakınından yada anonim (kimliği
saklı) donörlerden ovaryen stimulasyon sonrası yumurtalar toplandıktan
sonra hastanın eşinin spermi ile bu yumurtalar fertilize ediliyor. Oluşan
embryolar daha sonra erken menopozda olan hastanın rahmine transfer
ediliyor. Kısacası, IVF uygulamasının neredeyse aynısı, bir fark
yumurtalar donör kökenli. Tabi diğer bazı farklar da var. Alıcı ya
estrogen ve progesterone hormonu verilerek rahim çeperinin (endometrium)
implantasyona hazırlanması gerekiyor. Rahim yaşlanmadığı için menopozdaki
kadınların geç yaşlara kadar çocuk sahibi olmaları mümkün ama bu genelde
normal menopoz yaşı olan 50-51 ile sınırlanıyor. Daha ileri yaşlarda
gebeliklerde doğumla ilgili komplikasyonlar artabiliyor. Bu yöntem hali
hazırda ABD'de çok başarılı ve doğum oranları % 70'i geçebiliyor. Bunun da
nedeni donörlerin genelde genç ve daha önce çocuk sahibi olmuş "doğurgan"
kimseler olmaları.
Bütün donörler
bilinen tüm bulaşıcı hastalık ve genetik testlerden geçiriliyor. Daha
sonra ayrıntılı psikolojik testler yapılıyor. Donörlerin eşleri varsa
onlar da psikolojik muayeneden geçiyor. Eğer donörün etnik grubunda sık
görülen bir hastalık varsa onun da testi ayrıca yapılıyor. Daha sonra
bunlar ve donör olmak isteyen kişinin sosyal öyküsü de göz önüne alınarak,
bu kişinin donör olarak kabul edilip edilmeyeceğine uzman hekim ve
psikologlar tarafından karar veriliyor.
Eğer hasta, kimliği
saklı donör kullanıyorsa, istediği fiziksel ve sosyal özellikleri
belirtiyor ve buna uyan donörler bulundukça çifte haber veriliyor. Yalnız
çift donörün kimliğini hiçbir zaman bilmiyor. Donör-IVF, tecrübeli ve
sorumlu ellerde yapılırsa ve gerekli gözetim sağlanırsa çok başarılı ve
sorunsuz oluyor.
Ne yazık ki
Türkiye'de Donör-IVF yasal değil. Bu nedenle her sene binlerce Türk çifti
civar ülkelerde donör-IVF tedavisi görüyor. Bu tür kliniklerin donörleri
ne şekilde taradıkları, genetik ve psikolojik ne kadar test ettiklerine
dair hiçbir bilgi yok. Bu çiftler genelde sadece embryo nakli için bir iki
günlüğüne bu civar ülkelere uçuyorlar ve kliniklerin ciddiliğini
değerlendirme olanakları yada herhangi bir şekilde şikayet etme imkanları
da yok. Benim kanıma göre aslında bu ciddi bir sorun. Bu hastaların bir
kısmı sonunda donör-IVF’in en başarılı olduğu ABD'ye geliyor ama bu
maliyeti çok daha fazla yükseltiyor.
Bu durumu
düzeltmenin bence bir tek çaresi var. Donör-IVF Türkiye Sağlık
Bakanlığı'nın tayin ettiği birkaç "uzman" merkezde serbest bırakılmalı. Bu
merkezlerde, dünyanın saygın donör-IVF kliniklerinde uygulanan tarama
yöntemleri ve yaklaşımlar Türkiye'nin kültürel ve sosyal özelliklerine
göre adapte edilmeli. Gerekirse yurt dışında bu konuda tecrübe kazanmış
Türk hekimlerinden bu düzenlemenin Türkiye'ye getirilmesinin araştırılması
için bir komisyon kurulmalı. Bu sayede hem yüz binlerce Türk kadınına da
bir umut kapısı açılmış olur hem de onların Balkan ülkelerinde hiçbir
şekilde Türkiye tarafından denetime tabi edilemeyecek tedavilerle risk
altına girmeleri önlenir. Türk halkı hem yenilikçi hem de çocukları çok
seviyor. Onlara tıbbın bütün olanaklarını en emin şekilde tanımak bizim
görevimiz olmalı.
başa dön
|