|
Yasal Uyarı: Bu site sağlık profesyonelleri için hazırlanmıştır.
Kaynak gösterilmek ve
yazarın ismi belirtilmek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazıların bilimsel ve
hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
|
|
|
|
|
|
|
|
Ülkemizde
Birinci Basamak Tedavi Hizmetleri
İnsangücü
Gereksinimi İçin Bir Öneri
Yrd.Doç.Dr. Ayhan ÖZŞAHİN
Marmara Üniversitesi Sağlık Hizmetleri
Meslek Yüksekokulu |
Ülkemizde bir
avukata, hangi tip davalarda uzmanlaşmış olduğu, bir inşaat mühendisine,
hangi tip yapılardan daha iyi anladığı sorulmamaktadır. Ancak bir hekim,
"ne doktoru" olduğunu her gün defalarca açıklamak zorunda kalmaktadır.
Kolay anlaşılır bir uzmanlığı olmayan hekimler için bu durum özellikle zor
olmaktadır.
Bu memlekette
uzman-pratisyen ayrımının sınıf farklılığı gibi algılanması hekim imajını
(güvenilirliğine) olumsuz etkilemektedir ve bu durumdan uzun vadede uzman
hekimler de, sistem de, toplum da zarar görmektedir.
Öte yandan, her
biri en yüksek puanlara ulaşarak, en iyi okullarda öğrenim gören hekimler,
bu tamamen yapay oluşturulan başarısız algılanmayı hak etmemektedir.
Sağlık sisteminin yeniden yapılandırıldığı bu dönemde bu sorun rahatlıkla
ortadan kaldırılabilir.
Pratisyen hekimler
bugün ağırlıklı olarak: Birinci basamak tedavi, Acil sağlık, İş ve işçi
sağlığı, Yönetim, denetim hizmetleri üretmektedir. Hekim, her biri ayrı
uzmanlık konusu olan bu hizmetlerin bir kaçını birlikte yürütebilmektedir
ve bu hizmetlerin birinden diğerine istemli ve istemsiz sık geçişler
yapabilmektedir. Bu durum pratisyen hekim açısından: Belli bir alanda
bilgi ve deneyimlerini derinleştirememe, Haklarına yeterince sahip
çıkamama, Seçtiği alana yönelik örgütlenememe, Çalışma konforunun azalması
gibi sakıncalara yol açmaktadır. Sağlık sistemi açısından da: Her bir
alanda istenen hizmet kalitesine ulaşılamaması, Sağlık ekonomisi yönünden
verimlilik kaybı gibi sakıncalara yol açabilmektedir.
Bugünlerde
ülkemizdeki sağlık sistemi yeniden yapılandırılmakta ve bu arada
kronikleşmiş sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Doğal olarak çalışmalar
belli başlıklar altında yürütülmektedir:
Sağlık finansman modeli, Yataklı tedavi hizmeti örgütlenmesi, Ayakta
tedavi hizmeti örgütlenmesi, Sağlıkta mesleki eğitim
Ayrıca, kamu
yönetiminin yeniden yapılandırılması, devlet memurunun yeniden
tanımlanması gibi eş zamanlı yürüyen diğer çalışmalar da bu değişimi
etkilemektedir. Tüm bu çalışmalar sırasında "bıçak parası" gibi
kronikleşmiş sorunlar da dolaylı olarak çözülmeye çalışılmaktadır.
Tüm bu değişim
onyıllardır istenen, dünyadaki yeni eğilimlerle de uyumlu bir süreçtir.
Çoğu ülkede benzeri reform hareketleri özellikle sağlık sektöründe
gözlenmektedir.
Bu kapsamlı değişim
sırasında yerel koşullar, beklenmedik etkileşimler gibi çeşitli
etkenlerden dolayı muhakkak ki, önemli güçlükler hatta bazı tuhaflıklar
yaşanacaktır. Değişimin doğasında bulunan bu geçiş dönemi sorunlarının en
aza indirilebilmesi için tüm toplum gruplarının, mesleki dernekler gibi
uygun örgütlenmeler aracılığıyla gelişmeleri kendi açılarından dikkatle
izlemeleri, olası sorunları önceden veya erken dönemde saptayarak, çözüm
önerileri geliştirmeleri ve bunu doğru kanallarla aktarmaları
gerekmektedir.
Bu değişim süreci,
uzman-pratisyen ayrımının ortadan kaldırılması için çok uygun bir olanak
sağlamaktadır. Dünyadaki genel eğilim ve Avrupa Birliği standartları da
artık tüm hekimlerin uzmanlaşmasını ön görmektedir. Şu halde ülkemizde de
zamanla tüm hekimler uzman hekim olacaktır. Bugünlerdeki aktif dönemin
yardımıyla bu gelişme öne çekilebilir. Ancak halen hizmet üreten 50.000
civarındaki pratisyen hekimin tamamının uzmanlık eğitimine alınması
gerçekleştirilebilir bir hedef değildir. Aslında buna gerek de yoktur.
Peki ne
yapılmalıdır?
Öncelikle bir 0
noktası oluşturulmalıdır. Bu, her yıl mezun olacak hekim sayısı kadar
uzmanlık eğitimi kadrosu açılması demektir. Burada bir cerrah enflasyonu
gibi olumsuz bir gelişme tabiidir ki önerilmemektedir. Yani her yıl ileri
uzmanlık alanlardaki gereksinim öncelikle belirlenmeli ve bu sayıda
uzmanlık eğitimi kadrosu açılmalıdır. Kalan kadrolar için de pratisyen
hekimlerin halen çalıştıkları alanların her biri için gereksinim
belirlenmelidir. Bu arada bu alanlara uygun uzmanlık eğitimi de
tanımlanmalıdır:
Birinci basamak
sağlık hizmeti için aile hekimliği uzmanlık eğitimi ve Acil sağlık hizmeti
için acil tıp uzmanlık eğitimi tanımlanmıştır. İş ve işçi sağlığı
hizmetini ya halk sağlığı uzmanlık eğitimi üstlenmelidir, veya özel bir
uzmanlık eğitimi başlatılmalıdır. Yönetim, denetim hizmetini yine halk
sağlığı uzmanlık eğitimi üstlenebilir. Bu alana yönelik MBA türü eğitim
programları da düşünülebilir.
Sonuçta halen "ne
iş olsa yapan" pratisyen hekim yerine, her alanın kendi asıl "uzmanı"
görevlendirilmeli ve bu alan için her yıl gereksinim saptanarak, eğitim
kadroları oluşturulmalıdır.
Tüm bu kadroların
doldurulması sonrasında hala yeni mezun pratisyen hekim kalırsa, tıp
fakültelerine gereksinim fazlası öğrenci alınmış demek olacak ve sorun tıp
fakülteleri kontenjanı azaltılarak birkaç sene içerisinde
çözülebilecektir.
Buraya kadar kabaca
bir model tanımlanmıştır. Halen pratisyen hekimlerin çalıştığı ve bu
yaklaşımla yeniden değerlendirilmesi gereken başka alanlar da olabilir.
Yukarıda tanımlanan
0 noktası oluşturulduğu zaman, halen görevde olan pratisyen hekimlerin
durumu gündeme gelecektir. Burada da gelişmiş ülkelerde daha önce
uygulanmış bir model çözüm olabilir. Söz konusu pratisyen hekimler belli
süredir belli alanlarda çalışmaktadır ve önemli bir bilgi ve deneyim
birikimi oluşmuştur. Çözümde muhakkak bu kaynaktan yararlanılmalı, ancak
uzmanlık eğitiminin anlamı da kaybedilmemelidir:
Yani belli bir
alanda asgari süre çalışmış olma koşulu getirilerek, mevcut pratisyen
hekimlere yeni dönem için ön görülen uzmanlık alanlarından birini
seçmeleri önerilmelidir. Bu alanı seçen hekime de belli bir süre geçiş
dönemi tanınmalı ve bu süre içerisinde kurs ve bilimsel toplantılara
katılarak belirlenmiş asgari krediyi toplaması istenmelidir. Bu koşulları
yerine getiren hekime de geçiş döneminde kullanılacak uygun bir isim
verilmelidir. Bugün Aile Hekimi, Aile Doktoru kavramları bu tarzda
geliştirilmiş doğru örneklerdir.
Böylece ülkemizde
uzman-pratisyen ayrımı uzun vadede tamamen ortadan kaldırılmış olacaktır.
Bu modelin başarısı için getirilen bu ara uzmanlık önerisinin giderek
azalan sayıda uygulanması, yani yeni mezun hekimlerin tamamının uzmanlık
eğitimine alınabilmesi zorunludur.
Burada bir model
önerilmektedir. Olumlu ve olumsuz yönleri olabilir. Önemli olan, hızlı
değişim yaşanan bu dönemde, geniş bir toplumsal katılım sağlanarak uzun
vadeli hedeflerin net tanımlanması ve bu hedefe ulaşacak yöntemin bir an
önce belirlenmesidir.
Bugünlerde bireysel
çabamızı, değişimi yargılamak için değil, yönlendirmek için kullanmak
zorundayız.
başa dön
|