|
Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ ile
"AİLE HEKİMLİĞİ" Söyleşisi(*)
Sayın Bakanım, Aile hekimliğini genel olarak
tanımlar mısınız, Aile hekimliği dendiği zaman ne anlamalıyız?
Şimdi, aile hekimliği aslında insana sağlık hizmeti verilen, bireye
sağlık hizmeti verilen, 20.Yüzyılda çerçeveleri belirlenmiş ama, çok
eski çağlardan beri yürütülen bir hekimlik pratiğidir. Böyle başlarsak
zannediyorum en doğrusu olur.
Hekimler yüz yıllar boyunca hastalarıyla yakın ilişki içerisinde
hizmetlerini sürdürmüşlerdir. Bireyle, birey hastalandığında da
hastalarıyla yakın ilişkiyle hizmetlerini sürdürmüşlerdir. Bu, bizim
ülkemizde son yüz yılda maalesef başarılamamıştır. Batılı ülkeler bu
geleneği modern çağlarda aile hekimliği ile çok güzel bir biçimde
devam ettirebildikleri halde, biz bunu kendi ülkemizde devam
ettiremedik. İnsanın kendisine hizmet veren hekimiyle, birebir
ilişkiye girebileceği, karşılıklı güven ilişkisiyle daha sağlıklı bir
alışveriş yapabilecek bir konumdan maalesef geçtiğimiz yüz yılda biz
ülkemiz sağlık hizmetleri itibariyle çıkardık. Dolayısıyla sorunlar
büyüyerek bugüne kadar geldi. Model anlamıyla Aile hekimliği, bir
hekimin, bireylerin koruyucu sağlık hizmetleriyle, tedavi edici sağlık
hizmetleriyle ve rehabilite edici sağlık hizmetleriyle entegre bir
biçimde ilgilendikleri ve bunu bir kayıt aldıkları bir sistemin
ifadesidir.
Yani bir ailenin bir hekimi oluyor. Bu kişiyi o hekim düzenli bir
biçimde takip ediyor. Sadece hastalığında da değil… Ona rehberlik
ediyor, ona destek oluyor, onun sağlıkla ilgili ihtiyaçlarına cevap
veriyor, hastalandığı zaman onun tedavi hizmetlerini yapıyor.
Kendisini aşan bir şey olursa, bu hizmetleri başka bir uzman hekime
hastasını göndermek suretiyle ondan alıyor, fakat bütün bunları da
düzenli bir şekilde bir kayıt sistemine tabi tutuyor.
Hasta tarafından bakınca; hasta kolayca ulaşabileceği bir yerde,
kendine yakın bir yerde, kendi hekimiyle hemhal olmuş oluyor. Kendi
hekimiyle birebir ilişkiye girebiliyor, onu tercih edebiliyor,
dilediği zaman da onu değiştirebiliyor. Böylece hekimler, sorumlu
oldukları kişileri çok daha yakından takip edebiliyorlar ve sistemin
kontrolünden sorumlu olan kurumlar, otoriteler (Türkiye'de bu Sağlık
Bakanlığı'dır biliyorsunuz), Sağlık Bakanlığı da bu meseleyi daha
rahat takip edebilir hale geliyor. Ne oluyor, ne bitiyor hekimle
hastası arasında? Sistemin ana mantığı bu. Ve tüm gelişmiş Avrupa
Ülkelerinde farklı şekilleriyle bugün Aile Hekimliği uygulanıyor.
Başarılı bir biçimde uygulanabiliyor mu bu
sistem?
Şimdi başarılı bir biçimde uygulanıp uygulanmadığına bakmadan önce,
acaba kişilerin koruyucu sağlık hizmetleri dahil olmak üzere sağlık
hizmetleri, Avrupa ülkelerinde mi daha iyi veriliyor? yoksa mesela
Türkiye'de mi daha iyi veriliyor? Buna dönüp bakmak lazım. Hepimiz
hemfikiriz, oralarda daha iyi veriliyor.
Sayın Bakanım, Aile hekimliğine geçiş için
gerekli alt yapımız hazır mı? Ne gibi eksiklerimiz var?
Şimdi, mutlaka aile hekimliği uygulamaları sırasında tamamlamamız
gereken ihtiyaçlarımız var. Ama Türkiye'nin şu andaki mevcut sistemi,
aile hekimliğine geçişi engelleyecek bir durumda değil. Yani
altyapıdan kastımız nedir? Hekimlerin hizmet vereceği binalar var mı?
Bu binaların ekipmanı var mı? Aile hekimliğine geçseniz de geçmeseniz
de bu binalara ve ekipmanlara zaten ihtiyacınız yok mu? Dolayısıyla
eğer burada bir eksiklik varsa, bu eksikliği Aile hekimliği'ne
geçseniz de tamamlamak zorundasınız geçmeseniz de tamamlamak
zorundasınız. Bizim mevcut sağlık ocaklarımız, diğer bütün sağlık
binalarımız ve eksikliğini duyduğumuz yerlerde de bunlara ilave
edeceğimiz yeni binalar veya kiralayacağımız yeni yerler Aile
hekimliği için bina itibarıyla altyapıyı oluşturacak. Ekipman
derseniz, işte bir hekimin ihtiyacı olan veya ekibin sağlık hizmeti
vermek için ihtiyacı olan ekipman da buralarda şuanda mevcut olduğu
kadarıyla zaten var. Eksikleri de tamamlanarak yarın Aile hekimlerinin
hizmetine verilmiş olacak.
Sistemini model aldığınız herhangi bir ülke
var mı? Özellikle yakından incelediğiniz, Türkiye'ye uygun bulduğunuz
bir model ülke?
Şimdi biz başından beri birçok ülkeyi hem teorik olarak, hem de
uygulamalı anlamda inceledik. Hem bu işi takip eden arkadaşlarımız
ekipler halinde bir çok ülkeyi ziyaret ettiler hem de ben ziyaret
ettim. Başından beri teorik anlamda da bu böyleydi. Düşündüğümüz bir
Türkiye modeli oluşturmaktır. Çünkü geniş bir coğrafyayız. Bizde
Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha fazla çocuk doğuyor. Bizim
kırsalımız daha geniş. Dolayısıyla bir Türkiye modeli oluşturmak
zorundaydık. Bu modeli de bugün büyük ölçüde oluşturduğumuza ben
inanıyorum. Bu modelde bir kent bölgelerinde, Avrupa Birliği
ülkelerindekine benzer bir uygulama olacak. Kırsalda da daha çok mobil
hizmetle kendilerine ulaşacağımız ama bazı bölgelerde de yine daha
önceki sağlık evleri veya sağlık ocağı sistemine benzer kuruluşlarla
kendilerine ulaşacağımız bir esnek model olacak. Yani kırsalın
modeliyle kentin modelini burada birbirinin aynısı gibi düşünmek
yanlış olur. Dolayısıyla kendisini tam örnek aldığımız, yani şu modeli
uyguluyoruz dediğimiz bir Avrupa ülkesi yok. Ama bir çok Avrupa
ülkesinin modelini inceledik ve kendi modelimizi oluşturduk.
Şöyle bir endişe var. Örneğin, Bulgaristan ve
Litvanya bu sisteme geçişte pek başarılı olamadılar ve bu ülkelerde
hekim maaşları 100 dolar civarlarına düştü. Bu durum bizim ülkemiz
için de söz konusu olabilir mi?
Bulgaristan' da hekimler, aile hekimleri özellikle benim bildiğim
kadarıyla iyi para kazanıyorlar. Ama meselemiz bu değil. Türkiye ne
Bulgaristan'dır ne de Litvanya'dır. Bizim birikimlerimizi, Bulgaristan
veya Litvanya'nın birikimleriyle kıyaslamamak lazım. Biraz önce de
söylediğim gibi her ülkenin kendine ait özellikleri var ve biz ne
yaptığımızı çok iyi biliyoruz. Yani yolumuzu görmeden asla
yürümüyoruz. Bakın şu andaki planımız, önce bir ilde pilot olarak
çalışmalara başlamaktır, daha sonra meseleyi geliştirerek yolumuza
devam etmektir.
Bu pilot il şu anda belirli mi?
Pilot il olarak birkaç il var. Bu illerin içerisinden birini
seçeceğiz. Şu anda belli değil.
Bursa'da ve İzmir'de aile hekimliği
merkezleri var. Bu illere öncelik sağlanacak mı?
Şöyle, biz bir atölye gibi, içinde çok rahat çalışabileceğimiz, nüfusu
500 bini çok geçmeyen bir ili öncelikle pilot il olarak düşünüyoruz.
Ama ikinci sırada yani 2005'te, yaygınlaştırma dönemine geçtiğimizde
ismini zikrettiğiniz bu illerimiz de söz konusu olabilir.
Genel Sağlık Sigortası'nı tam olarak
uygulamaya geçmeden aile hekimliği'nin uygulamaya geçilmesinin genel
olarak devletin sağlık harcamalarını en az iki kat arttıracağı yönünde
görüşler var. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunlara kesinlikle katılmıyoruz. Aile hekimliği, sağlık harcamalarını
arttırmaz, bilakis sağlık harcamalarını düşürür. Bizim
istatistiklerimiz, şu anda Sağlık Bakanlığı sağlık kuruluşlarına
başvuran vatandaşlarımızın yaklaşık olarak yarısının bu hizmeti
hastanelerden almayı arzuladığını gösteriyor. Doğrudan hastanelerden
aldığını gösteriyor. Dolayısıyla vatandaşımız sağlık hizmetini şu
andaki mevcut sistemde, sağlık ocaklarından veya benzeri birinci
basamak sağlık kuruluşlarından almıyor. Almayı kabul etmiyor.
Konuşmamızın başlangıcında da söylediğim o. Hekim birey ilişkisi
kurulamadığı için vatandaşımız tercih etmiyor. Dolayısıyla insanlar
hastanelere yöneliyorlar ve masraf çok çok daha fazla oluyor. Bizim
hesaplamalarımıza göre, aile hekimliği sistemini başlatacağımız bir
ilde mesela, vatandaşlarımızın % 10'u bile hastaneye gitmezse de aile
hekiminden hizmeti alarak bununla yetinebilse bu bile sisteme bir
finansal getiri haline dönüşüyor. Yalnızca % 10'luk bir kesimin
hastaneye gitmesini önleyebilsek bile bu finansal açıdan karlı bir
duruma geçmemizi sağlıyor. Dolayısıyla Aile hekimliği bir yük değil.
Aile hekimliği bir kazanç. Finansal açıdan da bir kazanç.
Genel olarak bu konu üzerinde çok durulmakta.
Özellikle sormak istediğimiz sorulardan birisiydi bu.
Kesinlikle bir yük değil. Kafasında soru işareti olan arkadaşlarımıza
bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum.
Bu sistem oturduğunda sağlık ocakları tamamen
kapatılacak mı? Mobil sistemden bahsettiniz, bazı bölgelerde yine
sağlık ocağı şeklinde devam mı edecek?
Sağlık ocağı şeklinde demedim. Sağlık ocaklarının bugünkü sistemine
benzer bir şekilde. Şimdi, şöyle söyleyeyim size, Aile hekimliği'ne
başladığımız bölgelerde bireyin sağlığından aile hekimleri ve onlarla
birlikte aile sağlığı elemanları hemşireleri, ebeleri sorumlu olacak.
Ama toplum sağlığı ile ilgili işleri yürütmek için de bir Kamu Sağlık
Merkezi oluşturulacak. Diğer işler de bu Kamu Sağlığı Merkezi'nden
yapılmış olacak. Dolayısıyla, bireyin kendisine yönelik hizmetler
dışındaki hizmetler yine eskiden yürütüldüğü biçimde, ona benzer bir
biçimde yürüyecek.
Aile Hekimliği sistemi tam olarak ne zaman
oturtulabilecek?
Şimdi, bir pilot ille başlıyoruz. 2005'in ortalarında 5 pilot ile daha
geçmeyi düşünüyoruz. Hedefimiz 2007 yılında da bütün ülkeye
yaygınlaştırmaktır.
Bu pilot iller için belirlenmiş olan
kriterler nelerdir?
Söylediğim gibi bir defa nüfus olarak başlangıçta üzerinde bizim
rahatça çalışabileceğimiz, sonuçları tartışabileceğimiz bir nüfus
olsun istiyoruz. Hem kırsalı olsun, hem de kentsel bölgesi olsun.
Oradaki hekim sayısı, alt yapımız, buna uygun bir halde olsun. Bunun
gibi bir takım kriterlerimiz var.
Bu uygulama hekim, bina, ekipman vb açısından
düşünüldüğünde büyük şehirler de daha kolay olmaz mıydı?
Şimdi biz kolaylık aramıyoruz ki! Burada önemli olan modelin hem
kırsalda hem de ortalama bir ilde nasıl yürüyeceğini görmektir. Yoksa
en başarılı olacağımız bir alanı seçerek ona başlamak zaten çok doğru
olmaz.
En çok merak edilen konulardan biri de
kimlerin aile hekimi olacağı konusu.
Hem pratisyen hekimlerimiz, hem de uzman hekimlerimiz, dilerlerse aile
hekimi olabilecekler. Bir de tabiatıyla Aile hekimi uzmanlarımız, aile
hekimliği yapabilecekler.
Öncelik pratisyenlerde mi olacak böyle bir
öncelik var mı?
Hayır. Bu hususta böyle bir önceliğimiz de yok.
Çünkü sadece pratisyen hekimler olacaksa,
ülkemizde 30.000 civarında pratisyen var. Pratisyenlerin aile hekimi
olmayanlarının nerelerde görevlendirileceği merak ediliyor.
Şimdi, biz bu işi belli bir zamana yayacağımız için, bu hususta
hekimlerimiz çok rahat olmalıdırlar. Zorlamayla iş yapmayı biz
sevmiyoruz. Şimdi 30.000 pratisyen hekimin aslında tamamına yakını
sistem tam işler hale geldiğinde aile hekimliği yapabilecekler. Sayı
olarak biz zaten şu anda ortalama 2500-3000 kişiyi öngörüyoruz. Böyle
hesabedince 2500 kişi hesabederseniz 25.000 kişiye ulaşıyor. Kaldı ki
sistem geliştikçe, bir hekim başına düşen birey sayısı azalacaktır.
Çünkü bireyler daha fazla sistemi kullanmak isteyecekleri için. Daha
gelişmiş Avrupa ülkelerinde bu sayı 2000 civarında. 2000 olarak
düşünürseniz zaten 30.000 hekim lazım. Fakat, hekimler aile
hekimliğinin dışında acil hekimlikleri, adli hekimlikler, işyeri
hekimlikleri, toplum sağlığı hekimlikleri, biraz önce söylediğim gibi
kamu sağlığı hekimlikleri gibi görevler de yapabilecekler. Bu aslında
hekimlerimiz için iş alanları açısından bir çeşitliliktir. Yani herkes
aile hekimi olmak zorunda olmayacak.
Muayenehaneler mevcut sistemdeki gibi devam
edecek mi?
Aile hekimliğinde, aile hekimliği yapan hekimlerin bütün vakitlerini
bu dolduracağı için onlara ilave başka bir iş imkanı olmuyor. Zaten
zaman da olmayacak. Bakın bir de şöyle bir şey olacak, biz şimdi, 6
yıl eğitim almış olan bir pratisyen hekime, 150'ye yakın görev
yüklüyoruz şuandaki mevcut sistemde. Bu, hakikaten artık bu çağda
kabul edilebilir bir şey değil. Bütün Avrupa ülkelerinde, bireyle
ilgilenen hekimler, aile hekimleri, 6 yıllık eğitimlerinin üzerine bir
de 2 yıl, 3 yıl, bazılarında 5 yıl, eğitim aldığı halde biz sadece 6
yıl eğitim verdiğimiz pratisyen hekimlerimize hem bireyle ilgilenme
görevini veriyoruz, hem de bütün çevreyle ilgilenme görevini
veriyoruz. O zaman burada birey ihmal edilmiş oluyor. Yani bu 6 yıllık
eğitimin üstüne bir de biz biliyorsunuz aile hekimliği sisteminde
hizmet içi bir eğitim de getiriyoruz. Ancak bu şekilde bireye sağlıklı
bir hizmet verebiliriz. Siz hekime bir taraftan bireyle ilgili
görevler yüklerseniz, bir taraftan da gidip piyasada gıda kontrolü,
çevre kontrolü gibi görevleri aynı insana yüklerseniz, bunun bugüne
kadar gördüğümüz gibi çok başarılı bir biçimde yürütülemeyeceği bir
gerçektir.
Bir taraftan bireyden ve onun koruyucu hizmetlerinden, tedavi
hizmetlerinden sorumlu olacak, öbür taraftan adli tabiplik yapacak,
öbür taraftan çevre sağlığı ile ilgili işleri yapacak. Böyle bir
Süpermen yok dünyada! Biz hala Türkiye'de Türk hekimlerine böyle bir
şeyi reva görüyoruz. Bu doğru değil. Böylece iş yükü hafifleyecek, bir
kısmını biri yapacak işlerin bir kısmını biri.
Sayın Bakanım Aile Hekimliği sisteminde
bölgeler arası denge nasıl sağlanacak?
Şimdi bölgeler arası dengeyi sağlamak için zaten tedbirlerimizi almış
durumdayız. Hem ülkemizin belli bölgelerinde, istihdamda güçlük
çektiğimiz bölgelerde, sözleşmeli eleman çalıştırıyoruz çok daha
yüksek ücretler ödeyerek, hem de devlet memuriyetine başlayacak
değerli meslektaşlarımızı önce ihtiyaç olan bölgelerden göreve
başlatıyoruz. Tabii olarak böyle olmalıdır. Bunu bütün
meslektaşlarımız da anlayışla karşılamalıdır. Dolayısıyla bu denge
yavaş yavaş kurulmaya başlandı. Biz tabidir ki hekimimizin yeterli
olduğu yerlerde önce bu işe başlayıp, sonra süreç içinde bir taraftan
personel hareketlerimizi eksik olan bölgelerde doldurmak üzere
harekete geçirirken, bir taraftan da aile hekimliğine geçeceğiz.
Diyelim bir bölgede hiçbir hekim aile
hekimliği yapmak istemiyor, bu durumda zorunlu bir aile hekimi mi
atanacak?
Bir bölgede hiç kimsenin aile hekimi olmayabileceği ihtimalini bir
defa çok düşük görüyorum. Çok çok düşük görüyorum. Şimdi, belki belli
bölgelerde çalışmak için sözleşmeler sırasında hekimlerimizi teşvik
edeceğiz ama varsayalım Türk hekimlerinin hiç biri ülkenin bir
bölgesine gitmiyor, teşvik ediyoruz, çok iyi şartlar sunuyoruz, hiç
kimse gitmiyor. Tabi ki Anayasaya göre bu hizmeti sunmakla, vermekle,
verdirmekle yükümlü olan hükümetler bunun tedbirlerini alıp oralara
hekim göndermenin bir yolunu bulacaklardır.
Aile hekimleri ile devlet bir sözleşme
yapacak mı? Yapacaksa bu sözleşmenin maddeleri şuanda belirli mi?
Aile hekimliği için tabi sözleşmeler yapılacak. Bunlar üzerinde
arkadaşlarımız çalışıyorlar. Şimdi şöyle söyleyeyim ben size. Bir aile
hekiminin yapması gereken işler sıralanmış, listelenmiş olacak. Biz
diyeceğiz ki siz şu işleri yapmakla sorumlusunuz. Mesela
hastalarınızın kaydını yapmakla sorumlusunuz. Bir gebeyi muntazam
olarak her ay takip etmekten sorumlusunuz, bir bebeği her ay muntazam
takip etmekten, aşılarını yapmaktan sorumlusunuz gibi... Bunları
belirlemiş olacağız. Çalışma saatleri, ihlallerle ilgili prensipler
vb. bu şekilde bir sözleşme yapılacak.
Aile hekimliği bir uzmanlık dalı olarak kabul
edilecek mi? Bu aynı zamanda bir ünvan olarak kullanılabilecek mi?
Şimdi, bir geçiş dönemi yaşamak zorundayız. Normalde aile hekimliğini
aile hekimliği uzmanları yapıyor, yapmalı. Türkiye'de aile hekimliği
uzmanları var biliyorsunuz ama bunların sayısı çok az. Şimdi bir
taraftan bunların sayısını artırıcı yönde tıpta uzmanlık sınavıyla
ilgili tedbirleri alıyoruz, ama geçiş dönemi bir kaç yıl sürecektir.
Bu geçiş dönemi boyunca pratisyen hekimlerimize Aile hekimliği ile
ilgili eğitimleri almış olan pratisyen hekimlerimize Aile hekimliği
yapma sertifikaları vereceğiz. Böylece onlar aile hekimliği
yapacaklar.
Sayın Bakanım genel olarak tabip odalarının
bu konuya pek sıcak bakmadığı biliniyor. Sizce bu durum neden
kaynaklanmaktadır?
Anadolu' da birçok meslek odası buna olumlu bakıyor. Ben birçoğuyla
görüştüm.
TTB'nin olumsuz baktığını biliyoruz
Türk Tabipleri Birliği'nin merkezi olumsuz bakıyor.
Genel olarak tabip odaları olumlu bakıyor
diyorsunuz?
Birçok tabip odası buna olumlu bakıyor ve biz tabip odalarımızla,
hekimlerimizle görüştükçe, sistemi kendilerine anlattıkça bu işe
olumlu bakanların sayısı da artıyor. Nasıl olumlu bakılmayacak ki? Biz
pratisyen hekimlerimize itibarlarını geriye iade ediyoruz.
Kazançlarını artırıyoruz. Onların iş yüklerini azaltıyoruz. Onlara
hastalarıyla güvenli bir hekim hasta ilişkisi, paraya dayalı olmayan
bir hekim hasta ilişkisi oluşturuyoruz. Bunu her hekim arkadaşım
ister.
En çok merak edilen konulardan biri de aile
hekimlerinin özlük hakları konusu.
Aile hekimliği bir sözleşmeli statü olacak. Devlet memuru olarak
çalışan arkadaşlarımızdan aile hekimliğine geçenler, bizim şu andaki
tasarımızda, aylıksız izinli sayılacaklar ve diledikleri an
memuriyetlerine de dönebileceklerdir. Ama aile hekimliğini
geçirdikleri süreler, memuriyette geçirdikleri sürelerde aldıkları
özlük hakları açısından aynı haklara da sahip olacaklardır.
Emeklilikleri devlet memurlarının emekliliği gibi olacaktır. Diğer
özlük hakları gibi hususlar da devlet memurlarının özlük haklarının
tamamen benzeri olacaktır. Ama statü, aile hekimliği statüsü, bir özel
statü olacaktır. Biz kendilerine daha fazla ödeme yapmak için de biraz
buna geçtik.
İş yeri hekimlerimiz de faydalanabilecek mi?
Şu andaki düşüncemizde aile hekimliği, sadece aile hekimliği olarak.
Diyelim ki toplum sağlığı veya kamu sağlığı hizmetlerinde çalışan
hekimlerimiz veya başka alanlarda çalışan hekimlerimiz işyeri
hekimliği yapabileceklerdir.
İşyeri hekimi, aile hekimliğini talep ederse
geçiş söz konusu olabiliyor mu?
Elbette.
Aile hekimliği merkezlerinde bulunması
gereken personel ve techizat gibi şartlar nelerdir?
Bunlar normal bir hekimin, bir genel pratisyenin ihtiyaç duyduğu
şeylerdir. Yani uygun odalar, küçük uygun bir laboratuar, bir ekg
cihazı, steteskop vb. hekimlerimizin ihtiyaç duyduğu diğer malzemeler.
Bu sistemin maliyetinin yüksek olacağı
yönünde eleştiriler yapılmakta.
Ben özellikle şunu söylemek istiyorum. Bir şeye karşı çıkarken biraz
alternatifini koyarak karşı çıkmak gerekir. Şimdi biz aile hekimliği
yapmazsak hastalarımıza hizmet vermeyecek miyiz? Yani o zaman ekipman
gerekmeyecek mi? Oda gerekmeyecek mi?
Sistemin devlete ek bir yük getireceği
tartışılıyor.
Fark etmez ki! Aile hekimliğine geçmeseniz de siz bütün sağlık
ocaklarınızı en mükemmel biçime getirmek zorundasınız. Şimdi buna
büyük ölçüde gayret ediyoruz. Hem oraların mekanlarını, hem
ekipmanlarını hastalarınıza, bireye en mükemmel hizmeti sunacak biçime
getirmek zorunda değil misiniz? Aile hekimliğinden hadi vazgeçtik
diyelim! Yine bunlara ihtiyacınız var. Dolayısıyla bunları konuşmak
aslında abesle iştigal. Zaten yapacaksınız, bu hizmeti vermek
zorundasınız. Eğer bir yerde eksikse, bugüne kadar hükümetlerimiz bunu
eksik bırakmışlarsa bizden ve bizden sonra gelecek hükümetlere düşen
en önemli görev bu eksikleri gidermektir. Aile hekimliğiyle ben bunu
yapmayacağım diyenler buralardaki eksiklikleri gidermeyecekler mi?
Aile hekimleri haftada kaç saat görev
yapacaklar?
Normal devlet memurlarının 40 saatlik çalışma saatleri geçerli olacak.
Ama bunların hastalarıyla ilişkileri mesai sonrasında da kendi
istekleri doğrultusunda devam edecektir.
Tatil günleri ve gece hasta baktıklarında
ücretlendirmeleri nasıl olacak?
Bunlar için şimdi bir ek ücret düşünmüyoruz. Yani bu, aile hekimi ile
kişi arasındaki münasebetle alakalı bir durum. Yani şu anlamda
söylüyorum. Aile hekiminin biri hastasına gidip evinde bakmak
hususunda daha istekli olabilir, hastası kendine telefon açtığında
onunla ilgilenmek hususunda daha istekli olabilir. Diğer aile hekimi
ise bu hususta pek istekli olmayabilir. Vatandaşlar da buna göre
tercihlerini yapacaklardır.
Hekimin bölge ve aile seçimiyle ilgili bir
tercih hakkı olacak mı?
Şöyle, sonuçta bu bir sözleşmeli statü olduğuna göre elbette
hekimlerin de nerede çalışmak istedikleri konusunda hakları olacaktır.
Ama biz öncelikle o bölgede çalışan hekimlere o hakkı tanıyoruz.
Sayın Bakanım, aile hekimliği ile ilgili
sorulacak daha çok soru var ancak değerli vakitlerinizi aldığımızın
farkındayız. Müsaade ederseniz bu konu dışında birkaç soru ile
sohbetimizi tamamlamak istiyoruz.
Tabiki.
Türk Tabipler Birliği'nin ülke genelinde
başlattığı beyaz eylem yürüyüşleri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Şimdi, doğrusunu söylemek gerekirse biz bu konularla mesaimizi çok
meşgul etmiyoruz. Halkımız bizden hizmet bekliyor. Dolayısıyla bu
çeşitden davranışlara halkımızın çok fazla rağbet etmediğini de
geçmişte gördük. Hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın da çok
fazla rağbet etmediğini gördük. Biz bir taraftan hizmet veren
kişilerin mutluluğunu diğer taraftan da bu hizmeti alan halkımızın
mutluluğunu sağlamak için gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz devam
edeceğiz.
TTB ile Sağlık Bakanlığı arasında sanki bir
kavga yada bir soğukluk varmış gibi bir görüntü var. Bu neden
kaynaklanıyor?
Bizim hiç kimseyle bir kavgamız yok, hiç kimseyle bir soğukluğumuz da
yok. Kapımız sonuna kadar herkese açık. Yalnız, Türkiye'de sağlık
politikalarını TTB belirlemez. Türkiye'de sağlık politikalarını
belirlemek hükümetlere ait bir iştir. TTB'de diğer bütün meslek
örgütleri gibi kendi işini güzel bir biçimde yapması gereken bir
meslek örgütüdür. Sağlıkla alakalı birçok meslek örgütü var. Yani bir
TTB yok. Ama sağlıkla ilgili meselelerde bu meseleleri çözmekle
sorumlu kılınmış olan bir tane Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı
var.
Sayın bakanım bir de Pratisyen hekimlere
getirilen reçete kısıtlaması konusu var. Büyük bir tepki aldı. Bu
kısıtlamanın gerekçesi neydi? Hekimlerimize tam olarak anlatılamadı
sanırız.
O husus tamamen Sağlık Bakanlığı ile ilgili bir husus değildir. Geri
ödeme kurumlarıyla büyük ölçüde alakalı bir meseledir. Fakat tabi
birlikte çalışıyoruz. Nitekim yapılmış olan bazı kısıtlamalar da
ortadan kaldırıldı. Aslında bu hususta iyi bir denge bulmak lazım.
Bütün dünyada hekimlerin kendi uzmanlık alanlarına göre ilaç yazmaları
konusunda bazı kısıtlamalar vardır, tabiidir. Ancak bunun dozunu iyi
ayarlamak, hem hekimin kendi alanındaki özgürlüğünü kısıtlamamak, hem
de hastaların bu hususta hizmet almalarını zorlaştırmamak gerekir.
Sayın Bakanım, Genel Sağlık Sigortası kanun
tasarısının eski hükümet döneminde hazırlandığı, sizin hazır tasarıyı
kullandığınız söyleniyor. Yanlış anlaşılmasın, herhangi bir tartışma
ortamı yaratmak için değil, sıkça konuşulduğu için bu konudaki
değerlendirmelerinizi, bir hekim dergisi olarak ilk ağızdan sağlık
camiasına aktaralım istedik.
Tamam. Şimdi bakınız, bilim de, siyaset de, geçmişin olumlu
birikimlerinden istifade etmektir. Şu anda GSS tasarısı, Çalışma
Bakanlığı'mızın sorumluluğunda yürüyen bir tasarıdır. Biz de ciddi
katkılar verdik Sağlık Bakanlığı olarak. Mutlaka, Çalışma
Bakanlığı'mız geçmişte bu hususta yapılan araştırmalardan, diğer
çalışmalardan, diğer taslaklardan da yararlanmıştır. Tabi bir şeydir
böyle olması gerekir.
Eski Sağlık Bakanımız Sayın Osman Durmuş
dergimizle yaptığı bir söyleşide tasarının aynen alındığı şeklinde
görüş bildirmişti. Yine eski Çalışma Bakanımız sayın Yaşar Okuyan da
dergimize benzer bir açıklama yapmıştı.
Yanlış bir bilgidir. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Bunun üzerinde
arkadaşlarımız aylarca çalıştılar.
Sayın Bakanım, son olarak hekimlerimize
iletmek istediğiniz bir mesajınız varsa alalım.
Çok kısa bir dönemde, AK Parti hükümeti olarak sağlıkta son 50 yılda
yapılmayan işleri yaptık. Bakınız artık bu ülkede insanlar hastane
kapılarından "paran yok" diye geri çevrilmiyor. Bu ülkede bebek
cenazeleri morglarda bekletilmiyor. Bu ülkede "sen SSK'lısın bu
hastanenin kapısından içeriye giremezsin" ayıbına artık son verildi.
Bu ülkede yeşil kartlılar, kanunu yeni yaptık biliyorsunuz, bir üçüncü
sınıf vatandaş gibi artık muamele görmeyecek. Bütçe dengeleri
itibarıyla 2005'in başını esas almıştık, 2005'in başından itibaren
ayaktan tedavilerinde de ilaçlarını eczanelerden alabileceklerdir.
Tahlil ücretleri konusunda herhangi bir sıkıntıları olmayacak.
Bu ülkede ilk defa ilaç konusunda ciddi tasarruf sağlayacak
ucuzlamalar gerçekleştirdik. Toplamda 600 milyon doları bulan bazı
ilaçların fiyatlarında %70'lere varan indirimler gerçekleştirdik. Ama
bakınız şimdi bazıları; "indirim gerçekleşti ama kurdan dolayı yine
ilaç fiyatları artacak" diyorlar. Ben soruyorum bunu söyleyenlere, 40
milyon TL'lık bir ilaç, 10 milyon TL'sına inmişse, kur farkından
dolayı %10 artacaksa kaç lira olacak? 11 milyon TL olacak. Oysa bu 44
milyon TL olacaktı. Dolayısıyla buna benzer birçok şey söylememiz
mümkün.
Bugün artık hastanelerimizde hastalar haklarını arayabilmeye
başladılar. Yalnızca hasta hakları, yönetmeliklerden ibaret değildir.
Bugün hastanelerimizde ve sağlık kuruluşlarımızda daha çok üreten,
verimli olan kuruluşların mensupları döner sermayelerinden eskiden
aldıklarının birkaç misli kazanabilmeye başladılar. Bütün bu hamleler
devam edecek. Sağlıkta Dönüşüm Programı bütün güzelliğiyle, gücüyle
ülkenin sağlık hizmetlerini iyileştirmeye devam edecek.
Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın özellikle
hekimlerimize getireceği en önemli katkı ne olacak?
Hekimlerimizin kazançları artacak, çalışma şartları iyileşecek,
itibarları artacak.Teşekkür ediyorum, sağolun.
Bizlere bu kadar geniş vakit ayırdığınız ve
bilgilendirdiğiniz için biz teşekkür ediyoruz. Bu görüşmenin Aile
hekimliği konusunda hekimlerimize ışık tutacağına ve yararlı olacağına
inanıyoruz.
(*) Bu röportaj 21 Temmuz 2004 yılında yapılmıştır. |